İki hakikat değil, hakikatin iki yüzü var

İki hakikat değil, hakikatin iki yüzü var
hakikatin iki yüzü

(Zahirin de batının da istismarcıları olduğunu paranteze alarak bunları yazıyorum)

Allah hem Zahirdir hem Batındır. Sıfatlarıyla aşikar; Zatıyla gizlidir.
Çünkü sıfatlarıyla aleme tecelli etmekte, görünür olmaktadır. Zatıyla da alemden gizlenmektedir.

Zahirde sen, ben, biz, onlar var; hakikette sadece O var.

Zahirde yapan, eyleyen, irade eden, dileyen ben var; hakikatte ise yapan, eyleyen, irade eden, dileyen sadece O var.

Zahirde alem maddeden ibaret; hakikatte ise enerjiden veya nurdan başka bir şey değil.

İnsan zahirde bir beden; batında ise ruhtan ibarettir.

Zahirde musibet acı verir; batında musibet hoş gelir.

Zahirde hayattayız, yaşıyoruz, gerçek bir dünyadayız; batında ise ölüyüz, sanal bir dünyadayız.

Zahirde, ibadet, şekil şartı ile tamam olur; batında ise ibadet ancak ihlas ile kemale erer.

Zahirde tevhid iki ilah kabul etmemek, Allah'a eş koşmamaktır; batında ise tevhit ondan başka hiçbir şeyi varlık olarak görmemektir.

Zahirde kötülük batında iyilik olabilir. Hayır gördüğünde şerr; şerr gördüğünde hayır olduğu gibi.

Zahirde alem sebeplere göre işler; batında ise Allah nasıl diler ve yaratırsa öyle işler.

Böyle bir bakışın ne gibi sonuç ve faydaları olabilir?

1. Zahire takılmak ve başka bir şey tanımamak bizi zahirci; batına takılmak ve başka bir şey tanımamak bizi batıncı yapar. Zahircilik durağanlık; batıncılık ise yanlış yola sapmaktır. Batını olmayan bir zahircilik yerinde saymaktır; zahir manaya aykırı bir batıncılık doğru yoldan sapmaktır. Ortayol zahiri batına; batını zahire feda etmemektir.

2. Zahir ve batını birlikte kabul etmek bize hem metni hem de varlığı anlamada müthiş imkanlar sağlar. Bakış açımızı zenginleştirir; ufkumuzu genişletir.

3. Zahir ve batını birlikte kabul etmek ibadetlerimize, daha geniş anlamda kulluğumuza arız olan ve arıza çıkaran nefsimizin ve şeytanın farkına varmayı; onlardan kurtulmak için de ihlasa dört elle sarılmayı temin eder. 

4. Zahir ve batını birlikte kabul etmek her olaya mantıksal ve akılcı yaklaşma noktasında bizi uyarır. Hayatın zahir ve mantığın ötesinde başka anlamlarının, başka gerçekliklerinin olduğu konusunda bize umut olur.

5. Zahir ve batını birlikte kabul etmek hoş görüyü ortaya çıkarır. Sadece kabukla yetinmek, özü idrak edememek katılığa sebep olur. Katılık da tahammülsüzlüğe götürür. Aynı şey özle yetinip kabuğu, yani şekli hiç dikkate almayanlar için de geçerlidir. Her zaman (mümkün ise) bir başka yorumun imkanı olduğuna inanmak insana hoşgörü kapılarını aralamaz mı?

6. Zahir ve batını birlikte kabul etmek insanda ve varlıkta derecelerin olduğunu benimsemek anlamına gelir. Salt zahirle yetinilirse ortada derece falan kalmaz, tekdüzeylik ortaya çıkar. Batın herkesin işi olmadığı için orada derinleşmek dereceler ve mertebeler elde etme sonucunu doğurur. İlimde derinleşmek nasıl farklı dereceler sağlıyorsa batında derinleşmek de o denli farklı dereceler sağlar.

7. Zahir ve batını hakkıyla idrak etmek (benim yaptığım gibi) entelektüel bir gevezelik değil, derin bir tecrübe, içsel bir aydınlanma ve vicdani bir seziştir.