Eğitim sistemimizin sorunları ve çözüm önerileri - 9

Eğitim sistemimizin sorunları ve çözüm önerileri - 9
Prof Dr Ömer Özyılma eğitim sistemindeki sorunları gidermeye yönelik çözüm üretmeye devam ediyor.

YÖNETİM DÜZEYLERİNİN FONKSİYONELLİĞİ AÇISINDAN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ DURUMU: 
                   - I -

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açığa çıkarılmamış ama yüzleşilmesi ve çözümlenmesi gereken önemli sorunlarından birisi de kurumda örgütsel yönetim düzeylerinin fonksiyonelliği sorunudur. Bu sorun, eğitim sistemimizde birçok sorunun varoluşunun, devam edişinin, çözümlenemeyişinin ve sisteminin yenilenemeyişinin, geliştirilemeyişinin temel sebeplerindendir. Esasen bu sorun, sadece MEB’ye ait değil, pek çok kurum ve kuruluşun da temel sorunudur. Bu yazımızda, bu sorunu açığa çıkarıp çözümünü sizlere sunmaya gayret edeceğiz.

1- Sorunun Tespiti:
Kurumlar, tek bir makamdan yönetilmez. Yetki ve sorumluluklarına göre farklı yönetim düzeyleri, bu düzeylerin her birinin farklı rolleri, görevleri ve farklı yöneticileri bulunur. Bu düzeyler, üst düzey yönetim, orta düzey yönetim ve ilk kademe yönetim olmak üzere üç gruba ayrılır. Örneğin M. E. Bakanlığında, bakanlık makamı üst düzey yönetim; Bakanlık yönetim sistemi içerisinde genel müdürlükler, il milli eğitim müdürlükleri ve daire başkanlıkları orta düzey yönetim (tek başına ele alırsanız, genel müdürlük üst düzey yönetim; daire başkanlıkları orta düzey, şube müdürleri ve şefler de ilk kademe yönetimlerdir); Bakanlık merkezinde ve illerdeki şube müdürlükleri ve şeflikler ilk kademe yönetim düzeyidir.
Kurumlarda var olan her bir yönetim düzeyine ait roller ve görevler vardır. Her bir yönetim düzeyinin birinci işi, kendi rol ve görevi yerine getirmektir. Bu düzeylerden her birisi kendi görevlerini yerine getirir, başka düzeylerin rol ve görevlerine doğrudan müdahale etmezse, o yönetim örgütünde düzen sağlanabilir ve kurum görevini bihakkın yerine getirmiş olur. Aksi halde hem çok ciddi karışıklıklar meydana gelir, hem de işlerin sahipleri biri birine karışacağı için, bir keşmekeşlik ortaya çıkar ve verimliliğin düşmesi söz konusu olur.
Bu yönetim düzeyleri ve görevleri, hem dünya çapında çok uzun araştırmalar ve çalışmalar sonucu bulunup ihdas edilmişlerdir, hem bunlar evrenseldir, hem de gelişmiş bir kurumun yönetiminde bu düzeylerin, bu rol ve görevlerin bulunması ve fonksiyonel olmaları muhakkak şarttır. Bir kurumda bu yönetim düzeylerinin olmaması ya da var olduğu halde fonksiyonel olamaması yani görevlerini yerine getirmemesi, o kurumda etkin ve verimli bir yönetimin olmadığını gösterir. Etkin, katılımcı ve verimli bir yönetimin olmadığı yerde de her sektördeki üretim ve sonuçlar, her zaman beklentilerin çok altında kalır, gelişme ve ilerleme asla olmaz. O kurum da belki farkına varılmaz ama halkın sırtında yük olur.
Kurumlarda genel olarak kendi rol ve görevlerini ya bilemediği ya da yapamadığı için üst kademe yönetimlerden daha aşağıdaki kademelere müdahale olur. Bu, kontrol etmenin dışında, bir bakıma o görevi üstlenmek gibi tezahür eder. Bu durum, alt kademedeki yönetici görevini yapamadığı için değil, üst kademe yöneticiye uğraş alanı açılması içindir. Bu müdahale ile hem kurum için en acil ve önemli olan üst kademe yönetim görevi yerine getirilmemiş hem de diğer düzeylerdeki yöneticilerin moral-motivasyonu bozulmuş ve iş yapamaz olurlar.
Ayrıca bir kurumda bu yönetim düzeylerinin yerleri, görev ve fonksiyonları tam belirgin olmaz, yöneticiler de bu görev ve fonksiyonlara göre konumlanmazlarsa o zaman otorite, güç ve yetki ilişkisi ortaya çıkar. Yani buralardaki yöneticiler, kendilerinin belli rol ve görevleri yerine getirmek için bu makamlara gelmiş olduğunu değil de kendisinin bu makamlarda otorite, güç ve yetkiyle donatılmış olduğuna inanır ya da kendisini böyle görmek ister. O takdirde de herhangi bir görev ve sorumluluk duygusuyla değil de otoritenin gereğine göre hareket edilir. Bu da şüphesiz kurumların başarısını ve verimliliğini orta ve uzun vadede çok olumsuz olarak etkiler.
Ülkemiz genelinde konuya yaklaşırsak, çeşitli bakanlıkların hem merkezindeki hem de illerdeki örgütlerinde, resmiyette üst, orta ve ilk kademe yönetim düzeylerinin hepsi vardır. Buralara atanmış yöneticiler de görev başındadırlar. Ancak bu düzeylerin ve bunların yöneticilerinin rol, görev ve sorumlulukları resmiyette olsa dahi en azından meriyette belirgin ve fonksiyonel değildir. Dolayısıyla o makamlar ve oradaki yöneticilerin belli bir rol, görev ve sorumluluk için var oldukları düşünülmez. Diğer bir deyişle, o yöneticilerin görevleri değil, otorite, güç ve yetkileri ön planda olur. Bu olunca da yukarıda belirtildiği gibi o makamlarda olanlar otorite, güç ve yetkiyle donatılmış olduğuna inanır ve hep onu kullanmayı düşünürler. İnsanlar da bu durumu bildikleri için hem makama, hem de yöneticiye boyun eğerek işlerini yürütürler. Böylece kamu yönetimi, yöneticilerin öncülüğünde yönetilenlerle birlikte belli görev ve fonksiyonları yerine getirmeyi değil, otoriteyi kullanan ve ona boyun eğen ama görev ve fonksiyonlarını yerine getirmeyen insanlar topluluğuna dönüşür. Bu ise, orta ve uzun vadede kurumun yerinde saymasını, sorunların artmasını, gelişme ve ilerlemenin olamamasını doğurur. İşte Bakanlık bugün genel olarak bunu yaşamaktadır.
Halbuki bu yönetim düzeylerinin her birisi muhakkak surette fonksiyonel olmalı, her yönetim düzeyi, her şeyden önce kendi görevini yerine getirmeli ve kendi rolünü oynamalıdır.
Bir sonraki yazımız, yönetim düzeylerinin rol, görev ve sorumluluklarıyla ilgili olsun. Böylece bugün ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.