Devrim gerekiyor

Kutluk Özgüven bu yazısında Türkiye'de de dünyada da giderek insanlığı köleleştiren, yeryüzünü yok eden sistemin değişmesinin parça parça değil, bir bütün olarak mümkün olduğunu anlatıyor.

Devrim gerekiyor
Çözümler bir anda ve bütüncül gelmelidir


Tedbirli insanlar, hayatlarında gereken değişikleri bir anda değil, adım adım yapmayı tercih ederler. Aynı anda birden fazla parametreyi değiştirmek risklidir. Bir anda çok sayıda değişiklik ise çılgınlık olarak karşılanır. Pek çoğumuz yaşamımızda bir anda sayısız dönüşüm yapmayı, kontrolü yitireceğimiz için reddederiz.

Ancak bu adım adım, ihtiyatlı, minimum riskli yöntem bazı durumlarda işlemez. Günümüzde insanlığı da yeryüzünü de yok etmekte olan faizci kapitalist siyasi düzen, birbiriyle sıkı sıkıya örülmüş birbirine dayalı parçalardan oluşmaktadır. Bunlar adım adım peyderpey değiştirilemeyecek şekilde yüzyıllar içinde yapılandırılmıştır.

AK Parti'nin on sekiz yıllık iktidarı, bozuk düzeni değiştirme çabasına, Tayyip Erdoğan'ın açıkça bu niyetini paylaşmasına, halkın büyük desteğine rağmen düzeni değiştirememiştir. Dahası perçinlemiştir. Bu AK Parti iktidarının, Erdoğan'ın samimi olup olmamasından değil, mevcut bozuk düzenin aşamalı, parçalı, bölüm bölüm değiştirilemez olmasından kaynaklanmaktadır.

Ekonomik düzen aynı

Ekonomiyi ele alalım. Dünya faize, borca dayalı, kısmi rezerv sistemi denen havadan para oluşturmayla işleyen, sermayeyi tek noktada toplayan bir küresel bankacılık sistemiyle yönetilmektedir. Bundaki değer, karşılığı ne altın ne petrol ne de diğer emtiâlar olmayan ABD Dolarıyla belirlenmektedir. İnsanlığın bütün varlığını bir avuç elitin denetimine yönlendiren bu şeytânî sistemin parçalarını peyderpey değiştirmek mümkün değildir. 

Her ne kadar başta Derviş poliikaları aynen uygulansa da Erdoğan gerek faizin kalkması, gerek uluslararası mübadelede Dolar'dan çıkılması konusunda, gerekse bağımsız merkez bankaları sistemine karşı pek çok demeç vermiş, bu yönde adımlar atmaya çalışmıştır. Ancak bunların tümünün yerine bir bütüncül sistem önerilemediği gibi bunlar birbirine bağlı olduğundan yapılan her hamle misliyle püskürtülmektedir. Dahası bu yerleşik ekonomik sistemin yegane sistem olduğunu okulları, üniversiteleri öğretmekte, kendi kadroları bile bu sistemin dışında bir alternatifi hayal edemeyecek şekilde eğitilmektedir.

Küresel yapı düzelmedi 

Küresel yerleşik siyasi düzen de ekonomi kadar iç içe, bütüncül ve değişime izin vermeyecek şekilde tasarlanmıştır. Dünya devleti olmaya doğru ilerleyen 5 daimi üyenin kontrolündeki Birleşmiş Milletler ve onun yan örgütleri, ülkeler arasındaki resmî yegâne yapıdır.  Adına demokrasi denen bir paket sistem öngörülse de buna sadece dünya nizamına tam itaat edildiğinde izin verilmekte, aksi halde daimi üyelerin gizli servislerince darbeler yapılmaktadır. Sahte bahanelerle işgaller yürütülmekte, iç savaşlar desteklenmekte, ülkeler silah alımında bağımlı yapılmakta, ileri teknolojiler geliştirilmesi önlenmekte, her gün binlerce insan özellikle Müslüman ülkelerde kurban verilmektedir. Devletlerin içinde dünya nizâmından emir alan derin devlet yapıları, bunlarla bir ekosistem oluşturmuş, bunlara tutunan organize suç örgütü yapıları kök salmış, ihalelerde, iş hayatında hâkimiyet sağlamıştır.

Erdoğan ve çevresi başta bütün bunların değişmesi için geldiler. Dünya beşten büyüktür söylemi, D-8'lerin yeniden canlandırılması istemi, organize suça karşı mücadele, dünyadaki darbelere karşı direniş, iç savaşları durdurma çabası, Libya'da milli iradeyi tesise destek, İran ablukasına karşı çıkma, Dr. Mahathir ve İmran Han'la İslam ülkeleri inisiyatifi, bunların açık örnekleriydi. 

Ancak bu iyi niyete rağmen gelinen noktada Birleşmiş Milletler'de reform, İslam ülkeleri ortak hareketi, çevre ülkelerde milli iradenin tesisi oluşmadığı gibi Türkiye'de bile hain darbeden kıl payı kurtulmamız, derin devletin yeniden ortaya çıkması, yeni organize suç yapıları, küresel ve yerel nizamda eski günlere dönülmesi endişesini ortaya çıkarıyor. İç savaş ve katliamlardan kaçan mülteciler ya Akdeniz'de boğuluyor ya da Türkiye'ye sığınıyor.

Doğanın dengesi bozuluyor

Dünya faizci kapitalist düzeninin en belirgin özelliği, tabiatı, yaratılışı gözlerimizin önünde katletmesidir. Tüketim toplumu ve çokuluslular sayesinde kimyasal maddelerle denizler yok ediliyor, salınan gazlar küresel ısınmaya neden oluyor, uçsuz bucaksız tropikal ormanlar ortadan kalkıyor, göller, verimli topraklar imha ediliyor. Genetiği değiştirilmiş canlılar üretilip, kullanılan kimyasallarla doğalar değişiyor, her yıl yaşamsal sayısız böcek türü, diğer canlı türleri kayboluyor. Dahası insanın en temel özelliği olan cinsiyet kavramına savaş açılarak, doğal olan, yeryüzündeki yaratılışın temelleri sona erdiriliyor. Çarpık kentleşme önü alınmaz şekilde devam ediyor.
 
AK Parti bu konuda da en faal iktidar olarak başladı. Kıyıların temizlenmesi, milyarlarca ağacın dikilmesi, icraatların bazılarıydı. Ancak her yıl katlanarak artan orman yangınlarına karşı bir önlem alınamadı, müsilaj belası ilk kez karşınıza çıktı, çarpık kentleşme hızlanarak devam etti. Küresel ısınma karşısında bir etkimiz yok. Genetiği değiştirilmiş canlılar, bir kerelik üremeli tohumlar, doğal olmayan yöntemler ülkeye girdi. İnsanlardaki iki cinsiyet yapısı nüfus cüzdanlarından kalktı, bilimsel çevrelerde de kalkıyor, milli eğitimde bile zihinlerden kazınıyor. İstanbul Sözleşmesi bizlerin yoğun faaliyetlerimiz, fedakarlıklarımızla kalktı, ancak buna en çok direnen AK Parti organları oldu. Eşcinsellik, sapıklık, cinsiyet değiştirme giderek kanıksandı.

Baktığımız zaman gıdada, tarımda, küresel ısınmada, çevre felaketlerinde, fıtratın değiştirilmesinde ilerleme sağlamadık, tersine küresel güçler ilerledi.

Haklarda gerileme

AK Parti'nin ilk sözcüğü adalettir. Parti, adaletsizlikler karşısında mücadele için ortaya çıktı. Nitekim yargı sistemi, yolsuzlukla mücadele, başta iyiye doğru bir dönüşüm geçirdi. Ancak zamanla bunlar doğal olarak yitirildi. Adalette ve emniyette tam hâkim durumdaki FETÖ'nün zapt edilebilmesi için yapılanların sonucunda hızlı atamalarla ortada yeni gruplar oluştu. Davalar için kimi derin devletçilik, kimi askeri cuntacılık oynayan, kimi dikta heveslisi ideolojik gruplara müracaat edilmekte. 

Adâlet sistemi âdil işlememekte, akla ziyan kararlar çıkarılabilmektedir. Dahası, vatandaş, kudretli gruplara, bireylere karşı avantajsızdır. Bazı dış destekli ya da yerel sosyal medya öbekleri davalarda belirleyicidir. Hemen her noktada hak değil ahbap-çavuş ilişkileri hakim. Eskiden de bu vardı ancak günümüzde bunun daha da yerleştiği hukukçularca şikayet edilmekte. Âdil bir sistem olmazsa ne ticaret yürür, ne siyaset, ne yaşam.

Bu da AK Parti'nin en kuvvetli, en başarılı olması gereken bir alanken, başta büyük ilerleme elde edilirken, zamanla tersine dönmüştür.

Bilim ve eğitimde gidiş

En temel beş alandan biri olan eğitim ve kültür'de bütün gayretler ve yatırımlara karşı geride kalındığı bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından birden fazla ortamda itiraf edildi. Üniversitelerimizin sayıları artsa da akademisyen yayın puanları artsa da bilimde ciddi bir dönüşüm, bir sıçrama yapamıyoruz. Eğitime oran olarak dünyada en fazla yatırım yapan ülke olmamıza karşın İngilizce bile öğretemiyoruz, devlet okulları dökülüyor. Kolejler gezici ve potansiyel beyin göçüne zemin hazırlıyor. Müfredat milli duyguları olan îmanlı nesil değil Batı'ya nasıl kaçarım planı yapan deistler üretiyor. Dilimiz ve edebiyatımız zayıflıyor. En üst düzey eğitimli kişiler birkaç yüz kelimeyle konuşuyor. Evrim teorisi, pozitivizm, uyduruk psikoloji, 'evrene manyetik sevgi gönder' çatlakları her noktada hâkim. Sanat, kopyadan ibâret. Eğitimde, rekabetçi bilgide gerideyiz. Geçen yüzyıl tur bindirdiğimiz, ambargo altındaki İran bugün bizden ileri.

Bir düşünelim, bunca samimi gayrete, bu kadar büyük paralar yatırılmasına rağmen neden kafası boş, becerileri az, uyuyan insanlar üretiyoruz?

Bunun AK Parti ile diğer partilerle ilgisi yok. Muhalefet de gelse, yeni bir oluşum da çıksa, bu ana alanlarda ilerleme, tek tek, adım adım, pey-der-pey değişim mümkün değil. Konular birbirleriyle birleşik olduklarından biri dururken diğeri değişmez. 

Eğitim, Ekonomi, Doğa, Barış ve Haklar birbiriyle bağlantılı. Bütünlüğü parça parça değiştiremezsiniz. Bir benzinli kamyoneti elektrikli otobüse parça parça dönüştüremezsiniz. Günümüz düzeni ancak her konuda aynı anda değişiklikle, üst bakışa göre yapılanmış modeli olan bir devrimle değişebilir. 

Devrim, illa ayaklanma ve kan demek değildir. 1980 sonrası bilişim devrimi, 1945 sonrası gıda devrimi, 1989 komünizmin çöküşü, 1971 sonrası Çin'in dönüşümü, ya da son dönemdeki planlı toplumsal dönüşümler iyi ya da kötü yöndeki kansız devrimlerdi.

Devrimin ilk aşaması sorunun belirlenmesidir. İkinci aşama ilkelerin belirlenmesi, bunların arasındaki bütünleşik yapının belirlenmesidir. Üçüncü aşama bunu benimseyip gerçekleştirecek, uluslararası genç nesillerin belirmesidir. Dördüncü aşama ise bunu eşzamanlı olarak tatbik etmektir.

Türkiye, dünyayı iyi bir yere dönüştürmek için insanlığın ihtiyacı olan küresel bir devrim düşüncesini başlatmalı, bunu 21. yüzyıla çâre olarak geliştirmeli, gençliğe ve sınır ötesine yaymalı, bunu pek çok ülkede birlikte uygulamalıdır.

Yoksa köleleşen insanlık, yok olan bir yeryüzüyle, kısa süre sonra korkunç bir son bizi beklemektedir.